04/10/2026
CADDEBOSTAN’DA ZAMANIN YUTTUĞU BİR EV: ŞEMSEDDİN SAMİ KÖŞKÜ 🏛️
Merhabalar, mutlu pazarlar! ☕🌸
Hadi bugün Kadıköy’e, Bağdat Caddesi’ne uzanalım…
Aklınızı bugünün kalabalığından alıp eski bir köşk hikâyesine götüreyim sizi.
Ama ne yazık ki bu köşk günümüzde yok.
Peki, o köşke ne mi oldu? Ve içinde kimler büyüdü, kimler çalıştı?
Anlattım… 👇
Bugün Kadıköy’ün en hareketli noktalarından biri olan Caddebostan’da, bir zamanlar bambaşka bir İstanbul vardı…
Bağdat Caddesi’nin henüz bugünkü halinden çok uzak olduğu; çevrenin bağlar, bahçeler ve zarif köşklerle kaplı bulunduğu o eski yıllarda, semtin en dikkat çeken yapılarından biri ünlü yazar ve dil bilgini Şemseddin Sami Bey’in köşküydü.
Peki, kimdi Şemseddin Sami Bey?
Şemseddin Sami (Fraşiri), 1 Haziran 1850'de doğmuş, Arnavut asıllı Osmanlı yazarı, ansiklopedisti ve sözlükçüsüdür.
Çok yönlü bir Osmanlı aydını olan Şemseddin Sami; ilk Türkçe roman kabul edilen Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat (1872), ilk Türkçe ansiklopedi olan Kâmûsü'l-A'lâm (1889–1898) ve modern anlamda ilk geniş kapsamlı Türkçe sözlüklerden biri olan Kâmûs-ı Türkî (1901) gibi önemli eserlere imza attı.
1884 yılında Edremitli Kazasker Sadettin Efendi'nin kızı Emine Veliye Hanım ile evlendi ve eşiyle birlikte Sadettin Efendi'nin Kandilli'deki yalısına taşındı. Bu evlilikten dört çocuğu oldu.
1893 yılında Teftiş-i Askerî Komisyonu başkâtipliğine atandı. Aynı yıl eşi Emine Veliye Hanım'ı kaybetti.
1892 yılında hayatını kaybeden ağabeyi Abdül Bey'in eşi Belkıs Hanım ile 1894 yılında ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten bir oğlu oldu. Ayrıca ağabeyi Abdül Bey'in iki çocuğunun bakımını da üstlenerek onları büyüttü.
Ailesi büyüyen ve sakin bir çatı arayan Şemseddin Sami Bey, zamanla Kandilli’deki yalıdan ayrılıp Caddebostan’a taşındı.
Caddebostan İskelesi civarında, Galip Paşa Camii’nin hemen yanındaki sokakta yer alan bu mülk; Bağdat Caddesi’nden denize kadar uzanan yemyeşil, geniş bir araziye sahipti. İki katlı ahşap köşkün mimari tasarımıyla bizzat Şemseddin Sami’nin ilgilendiği anlatılır. Burası onun için sadece ailesiyle yaşadığı bir ev değil, Türk dilinin en büyük eserlerini ürettiği bir çalışma mekânıydı..
Dönemin usta yazarı Sermet Muhtar Alus da eski İstanbul’u anlattığı yazılarında Şemseddin Sami Bey’in bu köşkünden övgüyle bahseder. O yılların Caddebostan’ı; ahşap iskeleleri, deniz hamamları, yemyeşil bağları ve birbirleriyle yarışan zarif köşkleriyle adeta bir cennet köşesidir.
Fakat bu evi Türk tarihi için asıl özel kılan, babasının çalışma odasından yükselen mürekkep kokuları arasında büyüyen o küçük çocuktu:
Ali Sami Yen…
1886 yılında Kandilli’de dünyaya gelen Ali Sami, babasının dizinin dibinde, bu köşkün ilham dolu atmosferinde büyüdü.
Çocukluk ve gençlik yılları Caddebostan’daki bu bahçelerde geçti. Yaz aylarında Caddebostan sahilinde denize girer, Moda’daki çayırda spor yapardı. Futbola ve spora olan sevdası işte o yıllarda, bu kıyılarda filizlendi.
Daha sonra Galatasaray Sultanisi'nde öğrenim gördü ve 1905 yılında arkadaşlarıyla birlikte Galatasaray Spor Kulübü'nün kuruluşunda yer aldı.
Hayatın garip bir cilvesidir ki; sekiz kardeşinin her birini bir cumartesi günü kaybeden Şemseddin Sami Bey, ömrü boyunca bu güne karşı büyük bir korku beslemişti.
Ve ne yazık ki korktuğu başına geldi… Türk dili için gece gündüz çalışan büyük edip, Orta Çağ Kıpçakçası üzerindeki son eserini tamamlayamadan, 18 Haziran 1904’te yine bir cumartesi günü bu evde hayata gözlerini yumdu.
Vefat ettiğinde ardında 12 bin ciltten oluşan devasa bir kütüphane, hafızalara kazınan muhteşem bir köşk ve ne yazık ki ailesi için içinden çıkılması oldukça zor bir borç yükü bıraktı…
Vefatının ardından cenazesi Sahrayıcedid Mezarlığı’na, çok sevdiği ilk eşinin yanına defnedildi. Yıllar sonra, 1968 yılında ailesinin isteğiyle naaşı Feriköy Mezarlığı’ndaki aile kabristanına nakledildi.
Fakat köşkün hikâyesi burada bitmedi.
Şemseddin Sami, o devasa ansiklopedi ve sözlük çalışmaları için yurt dışından, özellikle Leipzig’den son derece pahalı kaynaklar getirtmiş ve bu uğurda kitapçılara büyük meblağlarda borçlanmıştı.
Planını bizzat çizdiği ve hayatının en verimli yıllarını geçirdiği köşkü borçlar yüzünden kaybetme korkusu, vefatından önceki dönemde dilinin kilitlenmesine yol açacak kadar ağır bir üzüntü kaynağı oldu…
Ve korkulan oldu.
Şemseddin Sami Bey’in vefatından sonra eşi, borçlar yüzünden köşkü satarak kardeşlerinin yanına taşınmak zorunda kaldı. Fakat en acısı bu da değildi…
İçinde eşsiz el yazmalarının da bulunduğu 12 bin ciltlik devasa kütüphane, hamalların sırtında kâğıt ticareti yapan bir dükkâna gönderilerek yok pahasına dağıtıldı.
O dev kültür mirasından geriye; küçük kızı Sadiye Hanım’ın binbir güçlükle saklayabildiği yayımlanmamış birkaç dosya, eski bir fotoğraf albümü ve eşi Emine Hanım’ın çerçevelenmiş bir resminden başka bir şey kalmadı…
İlerleyen yıllarda köşkün yeni sahipleri değişti, çalkantılı süreçlerin ardından yapı uzun süre bakımsız kaldı… Ve ne yazık ki zamana daha fazla direnemeyerek tamamen yıkıldı.
Bugün ise o zarif ahşap köşkten geriye tek bir taş bile kalmadı.
Bir zamanlar Şemseddin Sami’nin okyanus misali sözlüklerini yazdığı, Ali Sami Yen’in çocukluk hayallerini kurduğu o evin yerinde bugün bambaşka bir İstanbul yükseliyor…
Evet, bir ev yok oldu…
Fakat o evden yükselen iki isim; Türk dilinin ve Türk sporunun hafızasında sonsuza dek yaşamaya devam ediyor.
📍 Caddebostan / Kadıköy
Sevgilerimle ♥️