Tarih Kazanı

Tarih Kazanı Askeri tarih, büyük komutanlar ve stratejileri, tarihi değiştiren olaylar ve daha fazlası için

18/10/2025

Atatürk, Batum ve Musul'u sattı mı? 19 saniyelik yalana 13 dakika yanıt.

Emeviler ve Abbasiler, daha önce yazdığımız gibi, Orta Asya seferlerinde Türk toplumlarını köle almışlardı. Türklerin as...
12/06/2025

Emeviler ve Abbasiler, daha önce yazdığımız gibi, Orta Asya seferlerinde Türk toplumlarını köle almışlardı. Türklerin askeri yeteneklerini beğenen Halifeler, Araplar onlarla karışmak ve beraber yaşamayı redettikleri için, bu kölelere Orta Asya'dan kadın getirmiş, ve köle kentleri kurmuşlardır. Bu köleler Mısır, Suriye, Irak ve Anadolu bölgelerine, yani düşmana yakın olan topraklara yerleştirilmiştir. Bir Türk kölesi olan Tolun, 9. yüzyılda Abbası Hilafetine isyan edip, Mısır, ve Suriye'nin batı kısmını ele geçirmiştir. Oğulları Tolun'un askeri ve siyasi yeteneğine sahip olmadıkları için Tolunoğulları devleti kısa bir süre içinde Abbasi Hilafeti tarafından geri alınmıştır.

Düşünün ki siz bu vatan için şehit oluyorsunuz, katiliniz siyasi nedenlerden dolayı serbest bırakılıyor, halk onu kahram...
07/06/2025

Düşünün ki siz bu vatan için şehit oluyorsunuz, katiliniz siyasi nedenlerden dolayı serbest bırakılıyor, halk onu kahraman gibi karşılıyor. O zaman bu vatan için şehit olmanın ne anlamı var? Atatürk döneminde elinde şehit kanı olan bir yana, onu alkışlayanlar ve alkışlayanların ailesi bile topyekün sürgün edilirdi.

Araplar için Osmanlı hilafeti yoktu. Hilafet, hadislere göre, yalnızca Kureyşli Arapların hakkı olduğu için, Osmanoğlu o...
24/05/2025

Araplar için Osmanlı hilafeti yoktu. Hilafet, hadislere göre, yalnızca Kureyşli Arapların hakkı olduğu için, Osmanoğlu ocağının hilafet ve halife unvanı üzeri hakkı bulunmuyordu ve bundan dolayı Osmanoğlu halifesine itaat etmekte gerekmiyordu.

Bu bilgi Lübnanlı Arap tarihçisi Dr. Abdurrauf Sinno'nun "Osmanlı'nın Sancılı Yıllarında Araplar, Kürtler, Arnavutlar" adlı eserinin 47-52 sayfasından alıntı.

Dr. Sinno'nun Osmanlı'nın Sancılı Yıllarında Araplar, Kürtler, Arnavutlar" adlı eserinin özetini şu bağlantıya tıklayarak okuyabilirsiniz;

https://malatyabattal.blogspot.com/2025/05/lubnanl-tarihcinin-gozuyle-osmanl.html?m=1

1307 yılında Ermeni tarihçi Hetum'un yazdığı "Ta(r)tarların Tarihi" adlı eser. Eser bize dünya coğrafyası ve Moğol tarih...
20/03/2025

1307 yılında Ermeni tarihçi Hetum'un yazdığı "Ta(r)tarların Tarihi" adlı eser. Eser bize dünya coğrafyası ve Moğol tarihi ile ilgili bilgi vermekte. Türkistan hakkında da bilgi verip, "Türkistan Krallığı"nın "Tars" (Hetum'a göre Uygurların yaşadığı bölge), Harezm/Horasan, Fars ve Hint Krallığı'na komşu olduğunu belirtmekte. Türkistan ile birlikte "Kumanya" (Deşt-i Kıpçak) Tars (Uygur), Çathay(Çağatay) ile ilgili de bilgiler sunmakta. Türkistan'da yaşayanları Türk olarak adlandırmakta. Bundan başka Anadolu'ya Türk Krallığı adını vermekte. Türk Krallığı'nın "Ermeniyye" (Van, Doğu Anadolu), Gürcistan ve Yunan krallıklarına komşu olduğunu, yaşayanların Türk olduğunu belirtmekte. Yani o dönem Türkistan ve Anadolu'da yaşayanlara topyekün "Türk" adı altında hitap edilmekte.

Türkmenlere göre Oğuz, Kurt ve Nevruz:Türkmenler arası var olan Nevruz anlatılarına göre eski, uygarlığın var olmadığı ç...
19/03/2025

Türkmenlere göre Oğuz, Kurt ve Nevruz:

Türkmenler arası var olan Nevruz anlatılarına göre eski, uygarlığın var olmadığı çağda Oğuz dağlarda, mağaralarda yaşarmış. O çağlarda Oğuz'un en büyük düşmanı kış dönemiymiş. Yılın büyük bölümü kış için yemek toplamak ve avlamakla geçen Oğuz bir dönem yeterince aş toplayamamış. Aç aç kışın geçmesini bekleyip, çiçeklerin yine açıldığı dönemde mağarasından çıkıp av-aş bulmaya çalışmış. O sırada Oğuz dağ yollarında bir kurt ile karşılaşıp ona derdini açık kılmış. Oğuz'un derdini dinleyen kurt onun çilesine acıyıp, koyun, buğday, çark ve değirmen taşı bulabileceği bir yeri anlatmış. Ona koyunları gütmesini, koyun yününden iplik, iplikten kumaş, kumaştan giysi, buğdaydan ekmek yapmasını buyurmuş. Kurdun sözüne kulak veren Oğuz dediklerine uymuş. Koyunları gütmüş, çiftleştirmiş, kumaştan giysiler dikmiş, tarla kurup ekmiş ve ektiğinden ekmek yapmış. Kısacası avcı toplayıcı yaşamından dönüp bir ekinci, yani çiftçi olmaya başlamış. Kurdun yardımını unutmayan Oğuz, kurt ile karşılaştığı günü bir bayram günü olarak kutlamaya ve unutmamaya gönül vermiş ve bu bayram günü Nevruz olarak anılmış.

Bu efsane bir halk anlatımı, yani gerçek tarih ile bağlantısı olmayan bir şey. Taşralı toplumun içinde bu bayramın kökenini anlamaya çalışan ahalinin içinden çıkan bir anlatım. Nevruz kutlayan bütün toplumlar arasında Nevruz bayramı için değişik nedenler sunulmaktadır. Gerçekliği bir yana bırakıp bize kültürel açıdan anlatılana bakarsak şunu öğreniyoruz:

1.İbrani dinlerde insan Allah'ın halifesi olarak dünyaya hakim kılınmışken, İslam öncesi Türk halk inancında kişioğlu doğanın eşit bir parçasıdır. Bu anlatıda Oğuz yeryüzünün hakimi ve halifesi olarak değil, kurt gibi yırtıcı hayvan ile aynı yaşam bölgesini paylaşan, onun öğüdünü dinleyen, doğa ile iç içe yaşayan bir kişi olarak önümüze çıkmakta.

2. Aynı Göktürklerde olduğu gibi bu Türkmen anlatımında da kurt bize bir sıradan yırtıcı varlık olarak değil, bir yardımcı ve yol gösterici olarak karşımıza çıkmakta.

3. Bu anlatım Ergenekon anlatımına da benzerlikler göstermekte.

4. Oğuzların kişioğlu olarak ilkel avcı-toplayıcı bir toplumdan yerleşik, ekinçi topluma doğru evrilmesini göstermekte.

Uygur kökenli Prof. Dr. Alimcan İnayet, Türkmen kökenli Didar Annarberdiyev, 300 Türkmen Efsanesi, Ötüken Neşriyat A.Ş, s.72

Halide Nusret Zorlutuna'nın 1923 yılında işgal dönemi İstanbul'a mülteci olarak gelmiş Ruslar ile ilgili yazısı. Bu yazı...
17/03/2025

Halide Nusret Zorlutuna'nın 1923 yılında işgal dönemi İstanbul'a mülteci olarak gelmiş Ruslar ile ilgili yazısı. Bu yazı Arap harfli Osmanlı Türkçesinden Latin harfli Cumhuriyet Türkçesine aktarılırken çağdaş Türkçenin yazım kurallarına göre aktarılmıştır.

"Bedbaht İstida
Celal Sahir Beyefendi'ye:

Hanımlarımızın Rus kadınları hakkında hükümete verdikleri istidadan bahsederken, ben de kelimelerinizi kullandım:

Bedbaht istida! dedim. Fakat büsbütün başka bir maksatla! Hakikaten, bu ne bahtsız, ne talihsiz bir kağıtmış ki itirafında “hiç de müstahak olmadığı” bin muhaveze, bin itiraz topladı...

Benim bu istidada imzam yok. Hükümete böyle bir istida verilmiş olduğunu gazetelerde okuduğum zaman, kendi kendime:
-Pek geç! Demiştim, benim de itirazım bu olmuştu.

“Ruslar bir humma, bir kolera gibi memleketimizi istila ettikleri ilk günlerde acaba bu hanımefendiler nerede idiler?” diye adeta dudak büküyordum. Fakat düşünmeden edilen her itiraz gibi benim bu kof muâhezem de çabucak söndü. Yine kendi kendime düşündüm ki: O zaman da Istanbul’da bizim hâkim bir hükümetimiz yoktu; derdimizi işgal kuvvetlerine anlatıp onlardan çare istemek, gülünç olmaktan başka neye yarardı? Hâkim onlardı. Biz kolları bağlı, gözleri bağlı bir mahkum vaziyetinde idik... O zaman gözyaşlarını içlerine akıtan bu asil ve dür-endiş Türk kadınları, iste ilk fırsatta, beniyye-i içtimaiyemizi kemiren bu mikrop için bir çare aramaya kalktılar...

Memafih bu ikinci ve doğru kanaatimden sonra.da ben, Rus meselesine karışmak niyetinde değildim. Hanımlarımızın, başladıkları işi nihayete erdireceklerine inanıyordum; fazla yardıma ihtiyaçları yoktu. Bu itirazları, bu muahezeleri hiç hesap edememiştim...

Nihayet sizin bedbaht makale... şey... Pardon, "bedbaht istida”nız, beni hiç girmek istemediğim bu yola sürükledi, Sahir Bey.

Önce bazı hanımlar, ya muhakesiz, şuursuz ve bi-faide bir misafirperverlik, yahut da taşkın ve her taşkın şey gibi lüzumsuz hatta muzır, bir rikkat-i kalp eseri olarak Rusları müdafaa etmişlerdi. Bazıları da bunu doğrudan doğruya bir izzet-i nefs meselesi haline koyarak sinirlendiler: Fakat ne boş fikir!...

Rus kadınlarının yıktığı ocakları, bu sarı hummaların yaktığı Türk çocuklarını görmemek için Istanbul’da gözleri kapalı gezmek icap ederdi, Sahir Bey! Sonra da siz nasıl oluyor, bilemem? — “Rus kadınlarının bu tesirleriyle malûl olmus Türk gençlerinin, fakir ve sefil olmuş Türk zenginlerinin istidada bahsolunan müthiş kalabalığından birkaç misal olsun niçin görüp işitmedik?” diyorsunuz.

Bilirsiniz ki “Türk zengini” ck değildir. Keşke baska unsurların olduğu gibi, bizim de yalnız servetimiz, yalnız paramız gitseydi... O vakit bu kadar içinden yanmazdık.

İhtiyar pederleri silahla tehdit edip yüreklerine indirerek dul annelerin son sıgındiğı catıyı satıp onları sokakta bırakarak tedarik edilen paralardan, büyükanne sandıklarından çalınmıs — çok feci, değil mi?....antika saatlere kadar her şey, Türk servetinin son lokmaları, evlatlarımızın hazine-i ahlakıyla beraber, Rus ihtirasına kurban gitti...

Ben, hırsızlığa, cinayete, intihara kadar inmiş, ne pırlanta gibi aile cocuklarını biliyorum... Ben, ki hayatla ck teması olmayan bir genç kızım; ben bunları duyar ve bilirsem, Sahir Bey, siz nasıl bütün bu felaketlerimizden bihaber kalırsınız?

Ben de şüphesiz.. “Rusların hepsi fenadır.” demek istemiyorum. Böyle bir iddia gülünç olur. Ruslar elbette sanatkâr bir millettir. Hayranı olduğumuz Rus musikisi hayranı oldugunuz Rus edebiyatını ve temasasını ben de takdir ediyorum. Fakat bütün bu güzel şeylerden bu davetsiz misafirlerimiz bize ne verdiler? Onu bilmiyorum. Muhakkak olan bir şey varsa, Rus sefahetinin Istanbul’a muzır bir içki gibi tesir ettiğidir! "Rus Edebiyatı” "Rus temaşası” iyi, hoş ama, Florya’daki "Rus temaşası” genç Türk coçukları için hiç de faydalı bir temaşa olmasa gerek.

Eski Istanbul hükümetinin yegâneliğini ve işgal önündeki acizliğini söyledikten sonra “milli hükümetimizin ahlaksızlıkla mücadeleye başlarken yapacağı ilk iş dokuz on bin memleket yetimini kovmak olduğuna kani değilim.” diyorsunuz.

Onlara o kadar çok mu acıyorsunuz efendim? Ben kadınım; hem de her ızdırap karşısında gönlü sızlayan kadınlardan biriyim; fakat üzüntülerimize ağlamaktan, yabancı memleket yetimlerine ağlamak icin gözümde ykayaşlmamış zannederim. Müreffeh ve mesut bir millet icin, aç ve muzdarip herhangi bir insana yardım etmek vazife-i insaniyettir; mesela Amerikalılar, bedbaht Ruslara kollarını açmakla büyük bir vazife-i insaniye ifâ etmiş oluyorlar; fakat biz? Bizim kendi yetimlerimiz öyle çok, öyle çok, öyle çok ki... Anadolu’nun her avuç toprağı bir Türk arslanının kanıyla yoğuruldu. Ve her avuç kan bize aç ve çıplak bir aile bıraktı! Celal Sahir Bey Efendi, siz bunları elbette benden iyi biliyorsunuz.

Muhterem S. (Sin) C. Hanım Efendi kimdir, bilmiyorum; belki de ismi olup cismi olmayan hanımlardan biri... Doğrusu ben onun yerinde olaydım, bir fikri müdafaa veya bir fikre itiraz ederken -eğer ismim kafi derecede malum değilse- mevzu adresimi de gazete ile neşretmeyi unutmazdım!

Meçhule hitap etmek adetim olmadığı için kendilerine bir şey söylemedim. Hatta... Yazılarını merak edip okumadım bile. Yalnız, sizin makalenizden anladım ki “Rus kadınlarının buradan teb’idini isteyecek yerde, ergenlerimize söz geçirmeye çalışmak istikbal icin daha emin bir çaredir!” fikrinde imişler: İyi ama, bugün için biraz geç, degil mi? Hem çok geç. Bütün bugünküleri feda etmek, bugünün bütün hastalarını istikbale kurban vermek lazım! Halbuki hükümete istidayı veren şefik Türk anneleri bugünkü çocuklarını feda etmeye de razı olmamışlar, "Zararın neresinden dönülse kardır.” demişlerdi. Son hükmü efkâr-ı umumiyeyi terk ediyorum. ”Süs” bu meseleyi bir “istimzaç” şekline koyarsa, evvelkilerden daha faydalı bir hizmet görmüş olur fikrindeyim."

•Halide Nusret

Halide Nusret, “Bedbaht Istida” (Celal Sahir'in Ruslar hk. makalesine cevap), Süs, Y. 1, nr. 14 (15 Eylül 1339 (1923) s. 7/ 10.

Hatem Türk, Merve Özbayrak, Halide Nusret Zorlutuna Nesirleri, Arı Sanat Yayınevi, 1. Baskı, 2019 İstanbul, s. 254-257

Halide Nusret Zorlutuna, Avnullah Kazimi olarak da bilinen Erzurumlu Mehmet Selim Bey ve Ayşe Nazlı Zorluhan'ın kızı olarak 1901 İstanbul'da doğmuştur. Halide'nin dünyaya geldiği anda babası Sivas'ta siyasi sürgün olarak cezasını çekmekteydi. II. Meşrutiyetten sonra Mehmet Selim Bey özgür kalıp, Kerkük'e mutasarrıf olarak atanmıştır. Halide hanım çocukluk yaşlarında Kerkük'te Farsça, Arapça eğitimi görmüş ve at sürmeyi, silah kullanmayı öğrenmiştir. 1914 yılında İstanbul'a dönmüş ve babasını yitirmiştir. 1919 yılında Türkçe öğretmeni olarak Aşiyan İdadisi'nde iş hayatına girmiş ama Kurtuluş Savaşı'nın başlamasıyla Türk Ocağı ve diğer Ankara yandaşı oluşumlar ile bağlantı kurmuştur. Savaş sonrası 1926 yılında Binbaşı Aziz Vecihi Bey ile evlenmiştir. 1984 yılında göçen Halide Hanım bize dokuz roman, iki anı ve beş şiir kitabı bırakmıştır.

Gördüğünüz bu İngilizce betik (kitap) haçlı seferine katılmış iki değişik yazarın anılarını ve görüşlerini içermekte. İç...
05/03/2025

Gördüğünüz bu İngilizce betik (kitap) haçlı seferine katılmış iki değişik yazarın anılarını ve görüşlerini içermekte. İçinde Anadolu Türkleri ile yapılan savaşlar ve çarpışmalar ile ilgili bilgi bulunmaktadır, ama gözüme çarpan bu değil. Gözüme çarpan Kumanlar ile ilgili küçük bir bilgi.

Kumanlar, Kıpçaklar ile bir budun (boylar birliği deme) oluşturup, Doğu Avrupa'ya akın eden Türki bir toplumdur. Bugün Kafkasya'da konuşulan Kumukça, Karaçayca, Balkarca ve Doğu Avrupa'da konuşulan Karaimce, Urumca, Kırımçakca ve Kırım Tatarcası Türk dillerinin Kıpçak-Kuman dalından sayılmaktadır.

Şimdi yazarın verdiği bilgiye gelelim:

Yazar bize Doğu Avrupa'dan Balkanlara göçmüş Kumanların küçük bir geleneği ile ilgili bir anı paylaşmakta. Yazara göre Bizans ile bir olmuş Kumanların önderi bu yeni kurulmuş kardeşliği güçlü kılmak için Bizanslı elçileri yanında toplamış ve bir bardağın içine kendi kanını akıtıp, içki ile karıştırmıştır. (Burada kullanılan içki şarap.) Bunu gören Bizanslı ve Frenk elçiler bardağı alıp, Kuman önderinin yaptığının aynısı yapmış ve ellerini kesip, bardağın içine kendi kan damlalarını damlatmışlardır. Sonunda birlikte kan ve şarap dolu bardaktan birebir yudum alıp, kan kardeşliği ilan etmişlerdir.

Verilen bilgi bu kadar. Bu kan kardeşliği olayını uygulayan en eski toplum şu an ki bilgilere göre İskitlerdir. Bu töre daha sonra Ortaçağ Türkleri arası uygulanmıştır. Anadolu Türkleri arasında da bu kan kardeşliği olayı vardır. Doğu Anadolu'da büyüdüğüm köyde dostum ve ben kan kardeşi olmak için ellerimizi bıçakla kesip, kanımız karışsın diye el tutmuştuk. Bu gelenek çağdaş Türki toplumlarda şu an uygulanmamaktadır. Sadece Alevi-Bektaşiler (Tahtacılar, Çelebiler, Kızılbaşlar) arası Musahiplik (Arapça arkadaşlık demek) denilen din kardeşliği uygulaması hala uygulanmaktadır. Musahiplik anlayışında iki yakın dost aile musahip olmaya karar verince dede önüne çıkar ve rıza alırlar. Böyle iki erkek birbiri ile kardeş, iki kadın birbiri ile bacı sayılır ve hepsi bir aile olarak görülür. Bu ahiret kardeşliği olarak da yorumlanır. Musahipliğin koşulları da vardır ve buna satkınlık etmek, yoldan çıkmak, düşkünlük (cemaatten atılma) ile cezalandırılır. Bu uygulama Alevi ocaklar arası hala vardır ama bu yola giren, uygulayan Aleviler de artık pek yoktur.

"Timur, o ölüm püsküren ejderha, Semerkent'ten ayrılıp ülkemize geldi, sonra Suriye'ye doğru yürüdü ve Halep kentini yık...
02/03/2025

"Timur, o ölüm püsküren ejderha, Semerkent'ten ayrılıp ülkemize geldi, sonra Suriye'ye doğru yürüdü ve Halep kentini yıktı. Sonra Dımaşk'a (Şam) yürüdü ve kenti yıktı. Kudüs'e yaklaştı. O an imamlar ve kadılar önüne düzülüp ona "Sen yeryüzünün padişahısın ve zalimlerin yaşamını cehenneme çevirdin. Bu kentin bütünü kötüler ve müşrikler ile dolu" dediler."

Ortaçağda yaşamış Ermeni tarihçi Tovma Metsobetst'in Timur ile ilgili eserinden

Bükreş Büyükelçisi Hamdullah Suphi Tanrıöver Atatürk'e Gagauzları Türkiye'ye yerleştirme önerisinde bulunmuştur ama Atat...
02/03/2025

Bükreş Büyükelçisi Hamdullah Suphi Tanrıöver Atatürk'e Gagauzları Türkiye'ye yerleştirme önerisinde bulunmuştur ama Atatürk bunu kabul etmemiştir. Atatürk Medeni Bilgiler betiğinde Arnavut ve Boşnakları Müslüman olduklarından dolayı Türk ulusunun parçası olarak yorumlar ve bu ortak dinin onların Türklerle daha kolay kaynaşmasına neden olacağını düşünür. Onların Türkiye'ye alınması kabul edilmesede Atatürk Gagauzların dini ve toplumsal önderi olan Mihail Çakır ile bağlantıya geçmiştir. Gagauz papazı olan Mihail Çakır, Gagauzların Rumenya, Moldova ve Basarabya'da anadilinde ibadet etmelerini, anadilinde eğitim görmelerini savunmuş, İncili Gagauzcaya çevirmiş ve Gagauzca gazeteler ve sözlükler hazırlamıştır. T. C. 1935 yılında onlara sosyal alanda arka çıkmış ve Gagauzca eğitimi desteklenmiştir. Bunun üzerine Mihail Çakır armağan olarak Atatürk'e Gagauz tarihi ile ilgili kitaplar göndermiştir.

Görsel: Mihail Çakir

Kaynak: Bülent Hünerli, Mihail Çakir'in Gagauzca Rumence Sözlüğü

03/02/2025

Teğmenlerimizin apoletlerini alabilirsiniz ama Yüce Türk milletinin "Her Türk Asker Doğar" şiarımızı elimizden alamazsınız...

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Tarih Kazanı posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Museum

Send a message to Tarih Kazanı:

Share

Category