06/06/2026
Peristil, kökenini Yunanca’da “evin içindeki bahçe” anlamına gelen sözcükten alır. Sanatçı için ise sabah çiy ile parlayan yaprakların, yasemin kokusunun ve kıvrılarak uzayan sarmaşıkların arasında beliren bir mucizeler bahçesi olarak görünür. Minotor’un Labirenti mitini çağrıştırır; ancak fiziksel bir labirent olarak değil, dalların birbirine dolandığı, çiçeklerin ışığa doğru yöneldiği ve organik formların kendi içlerinde ve birbirleriyle diyaloga girdiği canlı bir bahçe olarak. Bu anlamda peristil, dış dünyadan ayrılmış korunaklı bir alanı; labirent ise kişinin düşünce ve deneyim katmanları arasında dolaşmasını sağlayan içsel bir yolculuğu temsil eder. Bahçe, bu iki metaforu bir araya getirerek hem barınak hem de keşif mekânı hâline gelir. Aslında insan bahçede dolaşırken kendi düşünceleri, anıları ve duyguları arasında dolaşıyor. Bu yüzden peristil (korunaklı bahçe) ile labirent (içsel yolculuk) arasında şiirsel bir ilişki kuruyor.
Serginin görsel dünyasında bahçe, insan varoluşunun koşullarına dair bir metafora dönüşür. Güneşin yapraklar arasından süzülerek zeminde titreşen gölgeler oluşturduğu, toprağın nemli kokusunun hissedildiği bir geri çekilme alanıdır; düşüncelere dalmaya ve kişinin kendi iç dünyasında yaşamaya olanak tanır. Evin içinde yer alan kapalı bir mekân olarak, dış gerçeklikten ve sınırlarının ötesinde gerçekleşen olaylardan bağımsız, özerk bir dünyayı ima eder.
Sergi boyunca çiçekler, çalılar ve bitkisel formlar yalnızca doğanın tezahürleri olarak değil, aynı zamanda içe dönüşün ve zihinsel yoğunlaşmanın simgeleri olarak karşımıza çıkar. Açan tomurcuklar, katman katman yayılan yaprak dokuları ve sessizce büyüyen kök ağları, düşüncenin görünmez hareketlerini çağrıştırır. Böylece, tefekkür bahçesi peristilin koruyucu yapısını ve labirentin düşünsel dolaşımını bir araya getirerek, içe yönelme eyleminin doğayla kurulan duyusal deneyimden ayrılmaz hâle geldiği, kokuların, renklerin ve organik ritimlerin iç içe geçtiği bir peyzaj