Yy’a kadar elle üretilirken teknolojinin hayatımıza girmesi üretimi ve tüketimi hızlandırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda da oyuncakçılığın başlama tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 20. Yy’ın ortasına kadar devam etmiştir. Eyüp Semti dini ziyaretlerin yanı sıra oyuncakçılığının da merkezi olmuştur. Evliya Çelebi’nin Seyahatname ’sinde bahsettiği üzere bu semtte 100 tane oyuncak dükkânının
bulunması ve 105 tane neferin çalışması bu durumu doğrulamaktadır. Yy’ın sonları 20. Yy.’ın başlarında İstanbul’un Selimiye Semtindeki dükkânında Eyüp Oyuncakları satan bir Mevlevî Dervişi’dir. Cahit Sıtkı Tarancı’nın Çocukluk şiirinde geçen;
‘ Affan Dede’ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu,
dizeleri de Yaşayan Müze’nin sizi ilk karşıladığı bölüme ismini vermiştir. Müzenin bu bölümünde Türk kültüründen yola çıkılarak birçok masal ve anlatı kahramanları sergilenmektedir. Söz gelimi Türk ve dünya mizahının akla ilk gelen ismi Nasreddin Hoca, masal kahramanımız Keloğlan, gölge oyunumuzun başkahramanları Hacivat ve Karagöz bunlardan sadece bir kaçıdır. Güncel oyuncakların yanı sıra geleneksel oyuncaklar da yapılıyor. “Cevizli Fırıldak, Tulumbacı Keloğlan, Kaynana zırıltısı” bu oyuncakların bir kısmıdır. Yaşayan Müze ziyaretçisini etkin kılmayı önemsediği için oyuncakların yapımına onları da dâhil ediyor. Ahşap oyuncak ustasının yardımı ve öncülüğünde ziyaretçilerimiz kendi el emekleri ile oyuncaklarını yapma imkânı buluyor. Oyuncak etkinliği bir anlamda Eyüp’te 1950’lerde yarım kalan ahşap oyuncak yapım geleneğini de sürdürmüş oluyor.