Simitçi Mıstık Gallery

Simitçi Mıstık Gallery Mısır'dan 1866'da Antalya'ya göçen,Kaleiçi'nde üç simit fırını açan Mustafa Dağtekin,Antalya'lıyı koşma ve simit ile tanıştırdı.Adı galeride yaşamaktadır.

28/04/2026

’nin romanı, bireyin iç çatışmalarıyla toplum baskısı arasındaki gerilimi oldukça keskin bir şekilde ele alıyor.1940 ‘larda yaşayan bireylerin sancıları bugün halen güncel olduğu unutulmamalı . Romanın merkezinde “insanın kötülüğünün kaynağı çevresinden mi yoksa kendi dünyasından mı kaynaklanmaktadır ?” sorusu vardır.
Romanın ana karakteri olan Ömer, kendini zeki olarak gören, sağlam karakterli olmayan,iradesiz bir gençtir. Sürekli olarak hayatıyla ilgili aldığı olumlu kararlarını erteleyen, sorumluluk almaktan kaçan bir yapısı vardır. Kendisinin hatalarını “içindeki şeytan”a yükleyerek de kendisiyle hesaplaşmaya girmez.
Ömer, Türkiye ‘nin genç cumhuriyetinde modern insanın zayıflığını temsil eder .Yaptığı hataların farkındadır , ama iyilik için eyleme geçemez. Bu yönüyle trajik bir karakterdir.
Macide, daha saf, duygusal ve idealist bir karakterdir. Ömer’e duyduğu sevgiyle hareket eder ve onun değişebileceğine inanır. Ancak zamanla hayal kırıklığı yaşar.
Macide’nin kırılganlığı, aslında toplumda kadınların fedakârlık üzerinden tanımlanmasına da bir eleştiridir. Bedri, romanın en “sağlam” karakteridir. Mantıklı, ahlaklı ve tutarlı bir duruş sergiler. Ömer’in zıttı gibidir.Yazar, Bedri üzerinden “olması gereken ideal insan” profilini çizer. Öğretmen olan Bedri , annesine ,ablasına bakarken sorumluluk sahibi olarak ,eskiden arkadaşı olan Ömer ve öğrencisi olan Macide’ye de yardım etmeye çalışır. Bu roman, sadece bir aşk hikâyesi değil; bireyin kendine karşı dürüst olamamasının da hikâyesidir.
Ömer’in trajedisi, aslında çoğu insanın hayatındaki küçük kaçışların bir çığ gibi büyümüş hâlidir.
Kitap okur yazar gibi gördüğümüz entellektüel saydığımız,aydın kesime eleştiri yapar .Toplumsal yozlaşmayı işler.Bireyin sorumluluk almaktan kaçışını sorgular.

31/03/2026

Maria Zaal bölgesinde Bayan Auersberger’in büyük büyükbabasından kalan arazileri amcaları olan avukat aracılığıyla parsel parsel satarak hiç çalışmadan mutlu mesut sosyete hayatı yaşıyan , Auersberger çifti Gentz Sokağı’ndaki büyük evlerinde düzenlemişlerdi. Tam da Joanna’nın ölüm haberini aldıkları sırada sözde ölünün anısına olacaktır bu yemek. Burg Tiyatrosu kadrosunda otuz ya da kırk yıldır görev yapan erkek oyuncuyu , beklerler akşam yemeği oyun sonrası akşam yemeğine ; beklerken ev sahiplerinin müzik odasındaki olayları koridordaki berjer koltukta 25-30 yıldır tanıdığı bu 15-16 kişilik davetlileri izleyerek, iletişim kurmadan bekleyen kahramanımız adeta klinik psikologla terapi seansındaymış gibi anlatıyor . Ancak bu monolog adeta bir iç hesaplaşmaymış gibidir. Biraz da yazarın özgeçmişinden izler taşıyan kahramanın sürekli geçmişe dair hatırladıkları ,142 sayfa boyunca nefret sözcüğünü 93, berjeri 229 , 183 kez saymış seçtiği kitabı incelerken . Akademi Tiyatrosu’nda İbsen’in Yaban Ördeği ‘nde Ekdal’i , oynamayı düşlediği bir rol olarak anlatır erkek oyuncu,gece saat bire çeyrek kala akşam yemeğinde patates çorbası içerken. Kadın yazarJeannie Biliroth Viya na’nın Virginia Woolf’u , romanlarında Dalgalardan , Orlandodan ,Deniz Feneri’nden daha ileriye gitmiş olduğunu düşünen yazar 1984’de 62 yaşında, İntihar eden kadından tam 6 yaş büyük , berjer koltukta bize 25 /30 yıl önceki başlayan ilişkilerinin muhasebesini hatırlayarak anlatan kahramanımızdan da on yaş büyüktür .
Sanat camiasında samimiyetten uzak tıpkı takma isimler gibi ilişkilerde gerçek değil; Gerçek adı Friedrich olan , ama Joana’nın hoşuna gitmediği için Friedrich ‘e , John adını verdiği hayat arkadaşıdır. Joana ‘nın gerçek adı ise Elfriede Slukal’mış …

11/03/2026

🌺



24/02/2026

’in romanında, sosyal bir eleştiri niteliğinde daha çok genç olan cumhuriyetimizin oluşturduğu yeni insan tipinin eleştirisiyle toplumsal bir konuya değinir.
İkinci Meşrutiyet’le birlikte Cumhuriyet döneminde Yeni Hayat çerçevesinde gelişen yeni insan algısı aydınlarca oluşmuştur . Toplumun şekillenmesinde önemli olarak görülen
aydınlar, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte yerleştirilmeye çalışılan inkılâpları halka anlatmaya
ve benimsetmeye çalışır. Bu doğrultuda yeni insan öğretisini yaymaya çalışan , Gökyüzü romanında ismini vermediği anlatıcının hayatı üzerinden de yeni
insan tipinin bireysel olarak yaşadığı buhranlar ve ihtiyarlığın verdiği sorunlarla değişmez
zannedilen hurafe , eski inanç ve uygulamaların sendeleyebileceği üzerinde durarak yeni insan tipine farklı bir
bakış açısıyla yaklaşır. 1935 yılında yayımlanan Gökyüzü romanı üç kısımdan oluşur. Birinci kısımda roman,
“1931 yazının ilk haftasındaydı” tabiriyle başlar ve son kısımda “Mayıs
1939…” tabiriyle sonlanır. Tekil bakış açısıyla
yazılmış olan romanda ana karakter olan anlatıcının adı yerine , romanın anlatma zamanında altmış yaşında olduğunu biliyoruz. Sütkardeşi Raşit Çocuk’un emeklilik haberiyle kendi hayatını sorgularken , birinci kısımda kırk yıllık hayatındaki iç hesaplaşmaya bakarız .Sultan II. Abdülhamit döneminde Tıbbiye talebesi iken hükümete sergilediği korkusuz tutumları nedeniyle dört senelik Trablus sürgününe gönderilen anlatıcı,buradan Paris’e kaçar. Paris’te İttihatçılar ile vakit geçirir. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte
İstanbul’a geri döner. Döndüğünde otuz beş yaşında olan anlatıcı “Bundan sonra İpsen’nin: ‘Yalnız adam yegâne kuvvetli olan adamdır’ sözünü kendime düstur edineceğim diyerek tek başınadır . (İnkilap yayınları s*f 26 )

27/01/2026


kitabı İsrail’in Natanya şehrinde, Ağustos ayında bir gece kulübünde kendi doğum gününde,elli yedi yaşında Dovaleh adında gözlüklü, kısacık boylu ve özensiz görünümlü stand-up’çının sahnede anlattıklarına tanık oluyoruz roman boyunca. Bardaki izleyiciler için “bomba” esprilerin ardı ardına yağmasıyla başlıyor . Şakalarını ve soğuk esprilerini bardakilere sataşarak sürdürürken ,izleyiciler , annesi, babası, kendisi, İsrail, Araplar, ordu, ve askerler konu başlıklarıdır ... Kırk yıl önceki arkadaşı bölge mahkeme eski yargıcı olan Avishai Lazar’ı gösterisini izlemesi için telefonda ikna etmesinden sonra roman yargıcın ağzından ilerliyor. Neden ısrarla çağrıldığını anlayamasa da o geceyi ve arkadaşının izleyicilerle atışarak anlattığı fıkralar gecenin sonunda ancak anlayabildiğimiz eski bir anının hikayesi olur. Yargıç ortamın gerilimini , elektrikli havasını , enerjisini ve yenilgisini seyircilerden ve stand-up’çıdan okura aktararak anlatır kulüpteki tansiyona odaklanarak.
“Neden gelmem için o kadar ısrar etti ki? Kendi kendisini incitmekte bu kadar başarılıyken başkasına neden gerek duyduğunu merak ediyorum.” Buradan kitabın bir günah çıkarma ayinine hatta bir iç hesaplaşmaya doğru yol alacağının ipuçlarını okuyucuya veriyor yazar.
Bir dakika, yeni yerleşimlerden mi geldiniz? İyi de siz buradaysanız Arapları dövecek kim kaldı oralarda? Şaka şaka! Dalga geçiyorum, biliyorsunuz değil mi? Buyurun, tazminatlarınızı hemen kapın.” Bu cümleleri yazmış Grossman’ın oğlunu İsrail devletinin zorunlu askerliği sırasında kaybetmiş olduğu bilgisi bu kitabı neden yazdığını anlamamızı kolaylaştırır belki. “Ülkenin Sonuna “kitabını yazarken bir annenin askerlik yapan oğlunun ölüm haberini almamak için evden uzaklaşmasını,çıktığı yolculukla anılarla yüzleşmesini erkek yazarın kadının duygularını başarıyla aktarmış olması çok başarılı. Yazar aynı kitaptaki asker gibi topçu olan oğlunun ölüm haberini almış Ülkenin Sonuna kitabını yazarken yanlısı aktivist yazar ilk defa ingilizce yazılmamış kitabına ödül almış …

25/12/2025

1993 ödüllü siyahi yazar un adlı kısa öyküsünde anlatıcısı Twyla’dan aldığımız tek ipucundan ; Roberta’nın “bambaşka ırktan bir kız” olduğunu ve birlikte “tuz ve karabiber gibi” göründükleri bilgisidir.Iırkçı klişelere gerçekten meydan okuyarak iki ana karakterin ırkını belirsiz bırakıp, okuyucunun ırk ve kimlik algılarına meydan okuyor. Kitabı hala okumadıysanız önsözünü , öyküyü okuduktan sonra okuyun, nde önerisiyle biz de bu sırayla okuduk öyküyü . Bu nedenle, okur hangi karakterin siyah hangisinin beyaz olduğuna karar vermeye çalışır . Bazılarımız Twyla’nın siyah olduğuna inandık. Twyla’nın Afrikalı-Amerikalı olduğunun çok açık bir şekilde ifade edildiğini düşündük . Belki de Twyla’nın Roberta’nın kazandığı serveti üzerine şöyle yorum yapması bu düşünceyi sağladı : “Onlar için her şey çok kolay. Dünyaya sahip olduklarını düşünüyorlar” Başka bir sahnede Twyla, Roberta’yı okul entegrasyonunu protesto ederken bulur. İkisi etkileşime girer ve Roberta, “özgür bir ülke” olduğunu iddia ederek protesto etme hakkını iddia ederken, Twyla “Henüz değil, ama olacak” diye karşılık verir .
Twyla, Roberta’nın sosyo-ekonomik statüsüne arzuladığı ve hak ettiğini hissettiği bir şey olarak bakıyor.”Maggie adında bir karakter, her iki karakter tarafından da farklı hatırlandığı halde sonunda birleştirici bir rol oyayacaktır .
Roberta Twyla’ya “zavallı siyah bir bayanı” tekmelediğini hatırlatır . İlk başta, Maggie iki karakter arasında bir çekişme noktası olarak hizmet eder, çünkü Twyla, Maggie’nin siyah olmadığına ve onu tekmelediğini hatırlayamadığına inanırken, Roberta iddiasında kararlı olmaya devam ediyor. Hikayenin sonunda Roberta ağlıyor, “Maggie’ye ne oldu?” Öyküyü okuduysanız hangisi beyaz , hangisi siyahi ırktandı ?

27/11/2025

İtalyanca aslından çevirisi ile kitapta 1860’ta, demokrasi, liberalizm ve sosyalizm fikirleri kıta genelinde yayılırken, işçiler toprak sahibi soylulara karşı öfkeyle aristokratları kötüleşen çalışma koşulları ve yaygın yoksulluktan sorumlu gördüğü için birleşen İtalyan Birliği ‘nin ,1870’te İtalyan yarımadasının bazı kısımlarını egemenlik altında alması sonucu , İtalya’nın birleşmesi ve Roma’nın ele geçirilmesinin hikayesini görüyoruz. Sicilyalı aristokrat Salina ailesinin yeni zenginlere karşı yoksullaşmalarının ve asillerin çöküşlerinin acılarını ,diğer aristokratlar gibi güçlerini kaybederken yeni gücün sahibi sırtlan ve çakallara -burjuva sınıfına - bırakmalarının hikayesini de… Falconeri Prensi Tancredi, Salina Prensi’nin yeğenidir. Babasının ölümüyle artık Prens’in himayesindedir ve Prens onu bir oğul gibi sever, hatta Tancredi’nin varisi olmasını bile ister.
‘nın kitabı kendisi hayattayken yayımlanmaz .
Tarihsel gerçekleri ve aşk hikâyesine rağmen, Lampedusa’nın romanı başlangıçta İtalyan yayıncıların ilgisini çekmemiş. Ne aristokratlar ne de solcular beğenmiş. Kitabın 1963 yılında çekilmiş filmi aynı kitap sırasında başlarken, şu günlerde uyarlamasındaysa dizi şeklinde karşımıza çıkmaktadır bu yıl bitmeden izlememiş olanlar için öneri olsun.
Lampedusa’nın ölümünden sonra kitabı çok kısa sürede 52 baskı ile , çok satanlar listesine girmeyi başarmış . Lampedusa, ölümünden sonra prestijli Strega Ödülü’ne layık görülür ve edebiyat dünyasında ünlenir .
Leopar’ı birçok kişi için hazmedilmesi zor kılan şeylerden biri, İtalyan toplumunun her kesimine eşit şekilde yansıyan sert üslubu olsa gerek. Lampedusa’nın kendisi de 1896’da aristokrat bir ailede doğmuş ve romanındakine çok benzeyen görkemli bir sarayda yaşıyorken , kendi sınıfıyla kitapta alay etmesine engel olmamış bu miras . bu kitabı merakından dolayı bizlere önermişti kendisine teşekkür ederiz.

06/11/2025

kapsamında tabaklar üzerinde resimleyen sanatçı Antalya ‘da bir ilke imza attı. Eşşiz ve birbirinden farklı 10 eser görülmeye değer. İzlememiş olanların 9 Kasım’a dek izlemeye davet ediyoruz.

03/11/2025

03/11/2025

Seramik sanatçısı olarak Antalya ve yakın bölgesine sanatsal estetik kaygı ile yarattığı 3 boyutlu güzel eserler yanısıra Antalya ‘nın silüetinden esinlenerek yaptığı duvar panolarından da tanıyoruz . Usta sanatçının, deniz , balık , kuşlarından sonra dantel gibi işlenmiş seramik tabaklar üzerinde yer alan Antalya ‘nın harikulade simge binalarından oluşmaktadır. festivalinde küratör ve sanatçı ‘a katkılarından dolayı çok teşekkürler.🇹🇷🇹🇷

30/10/2025

Kitap boyunca hiç konuşmuyor. Ama 3 farklı kişi bize O’nu anlatıyor. Orta boylu ne uzun ne kısa saçlı ,ölü hücrelerle dolu soluk ciltli, çıkık elmacık kemikli ,modern görünmekten korkuyormuşçasına, sade kıyafetleri giyen bir o kadar sade siyah ayakkabı ile ne güçlü ne mecalsiz adımlarla yürüyen ,kocası tarafından dünyadaki en sıradan kadın olarak görünen, bu sıradan bir eş olma görevini de kocasına sorunsuzca yerine getirmiştir 5 yıl boyunca . Her sabah 6 da kalkıp pilav çorba ve bir parça balık pişirip sofraya koyan, bekarlığından beri yaptığı yarı zamanlı işle aile bütçesine katkı da sağlayan kadın ,kocasından nadiren bir şey istemekte , kocasının eve geç gelmelerini kavgaya dönüştürmeden,tatil günlerinde dışarı çıkmak gibi bir beklentisi de olmadan, kocası Conğ’un asla okumayacağı tarzda pek çok kitap okuyan , ilk önceleri evde yalnızken sütyen takmayı reddederken , kocasının patronları ve eşleri ile gidilen iş yemeğinde de sütyen takmayarak kocasını utandıran bu kadında sol kalçasının üstünde yeşilimsi renkte ile doğduğunu ,halen lekeyi üzerinde taşıdığını kitabın ikinci bölümünde anlatıcı olan Yoğhne ‘nin ablasının kocasının ağzından okuyoruz. Vietnam Savaşı’na katılıp üstün hizmet ödülü alan ata erkil bir babanın kızı olan Yonğhe ‘nin gördüğü bir rüya sonucunda olması evliliklerinin düzenlerini nasıl bozduğunu kocası kendisi anlatıyor.
Kitapta ilk bölümde satır aralarında karısının gördüğü kötü ve kanlı rüyaları kocasına anlattığı şekilde Yonğhe’nin ağzından okuyoruz . Üç ağızdan tanıdığınız bu kadın farkedilmek için mi ölümü seçti ?

Address

Kılınçarslan Mahallesi Tabakhane Geçidi Sok. 2 Katlı Sit. No1/Muratpaşa Antalya
Antalya
07100

Opening Hours

Tuesday 13:00 - 16:00
Wednesday 13:00 - 16:00
Thursday 13:00 - 16:00
Friday 13:00 - 16:00
Saturday 14:00 - 17:30
Sunday 17:00 - 19:00

Telephone

+905357776627

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Simitçi Mıstık Gallery posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Museum

Send a message to Simitçi Mıstık Gallery:

Share

Category