Orta Asya'dan bu güne Türk'ler

Orta Asya'dan bu güne Türk'ler Tanıtım ve bilgilendirme

24/02/2026

Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi),
Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik bağımsızlığını fiilen kaybettiği ve “devlet içinde devlet” olarak tanımlanan bir dönemin başlangıcıdır. Bu süreç, kontrolsüz borçlanma ve mali yönetimsizlikten doğmuştur.

Osmanlı Devleti’nin dış borçlanma serüveni 1854 Kırım Savaşı ile başlamış, ancak alınan paralar üretken yatırımlar yerine saray yapımı ve cari giderlere harcanınca ekonomi sürdürülemez hale gelmiştir.

1875 Ramazan Kararnamesi, Osmanlı Devleti, borçlarının faizini bile ödeyemeyeceğini, ödemeleri %50 oranında kestiğini ilan etti. Bu bir nevi “moratoryum” (iflas) ilanıydı.

93 Harbi ve Berlin Antlaşması (1878) ile Rusya’ya karşı alınan ağır mağlubiyet sonrası Avrupa devletleri, alacaklarını garanti altına almak için baskıyı artırdı.

20 Aralık 1881’de II. Abdülhamid döneminde Muharrem Kararnamesi imzalandı.

Bu kararname ile Düyun-u Umumiye İdaresi resmen kuruldu. Alacaklı devletler (İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya-Macaristan), Osmanlı’nın en önemli gelir kaynaklarına doğrudan el koydu.

Düyun-u Umumiye, Osmanlı Maliye Nezareti’nden bağımsız bir kurum gibi çalışıyordu.

İdare; tütün, tuz, damga pulu, alkollü içkiler, balık avı ve ipekten alınan vergilere doğrudan el koyma ve bunları toplama yetkisine sahipti.

İdare, Osmanlı Devleti’nin kendi Maliye Bakanlığı’ndan daha fazla memur çalıştırmaya başlamıştı (Yaklaşık 5.000 memur).

Özellikle tütün üzerindeki tekel (Reji Şirketi) halk üzerinde büyük bir baskı kurmuş ve tütün kaçakçılığı ile mücadele adı altında silahlı “kolcular” kullanılmıştır.

1-)👉 Düyun-u Umumiye'nin varlığı, Cumhuriyet'in ilanına kadar devam etmiştir.

TBMM Hükümeti, Anadolu'daki gelirlerin Düyun-u Umumiye tarafından toplanmasını reddederek bu gelirlere el koymuştur.

En kritik aşamadır. Lozan'da bu idarenin mali ve siyasi egemenliği sona erdirilmiştir. Borçlar, Osmanlı'dan ayrılan devletler arasında paylaştırılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti, kendine düşen payı (borcun yaklaşık %65'i) uzun vadeli taksitlerle ödemeyi kabul etmiş ve son taksit 1954 yılında ödenerek bu defter tamamen kapatılmıştır.

📚 Şevket Pamuk - Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme, s. 55

📚 Mahfi Eğilmez - Değişim Sürecinde Türkiye: Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Sosyo-Ekonomik Bir İnceleme, s. 89

20/02/2026

Değerli takipçilerim;
Sizlerden gelen bazı yorum ve şikayetler sonucu yanlış anlamaları gidermek için bu kısa paylaşımı yapma gereği duydum.

Bu sayfa;
Atatürk milliyetçisi, cumhuriyet değerlerine,Atatürk ilke ve inkilaplarına gönülden bağlı ,milli hassasiyet taşıyan bir sayfadır ve bu şekilde devam edecektir.

Tek başına,elimden geldiği kadar okuyup araştırdıklarımdan bir şeyler paylaşmaya çalışıyorum.Tabiki hatalar olabilir çünkü profesyonel tarihçi değilim.Ama adının önünde Prof yazan ve Türk tarihini bilerek çarpıtarak Türk ve Atatürk düşmanlığı yaparak karanlık güçlere hizmet edenlerin karşısında durmaya devam edeceğim.

Bu doğrultuda , aynı hassasiyetle sayfaya katkıda bulunmak isteyenler katkıda bulunabilirler.

Sayfanın maddi bir kazancı da, maddi bir beklentisi de bulunmamaktadır.

Saygılarımla
Ilhan Aydın

10/11/2025

MARSHALL YARDIMI

Amatör bir tarihçi olarak Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanmış olayları bazı insanlara anlatmakta zorlanıyorum. Bu olaylardan anlatmakta en zorlandığım ve muhatapların kabul etmek istemedikleri olay ise Marshall Yardımları. Türkiye’yi geri bırakan, sanayi ve teknoloji hamlelerini budayan bu yardımların CHP iktidarı ve İnönü döneminde başladığını kabullenmek istemeyen ciddi bir kitle var. Oysa bağımsız ve açık kaynaklara ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir dönemde her türlü bilgiye ulaşmak mümkün. Kısaca bu Marshall Yardımı adı altında milli ekonomimize vurulan darbe hakkında bilgi paylaşmak istiyorum.

Marshall Yardımı Hakkında Kısa ve Net Bilgi

Marshall Planı (resmi adıyla Avrupa Kalkınma Programı), II. Dünya Savaşı sonrası (1948-1952) Avrupa'yı ekonomik olarak yeniden yapılandırmak ve komünizmin yayılmasını önlemek amacıyla ABD tarafından başlatılan yardım programıdır. Türkiye, savaşa katılmamasına rağmen stratejik konumu nedeniyle programa dahil olmuş ve toplam yaklaşık 137 milyon dolar (hibe, kredi ve teknik yardım) almıştır. Yardımlar ağırlıklı olarak tarım, madencilik, ulaşım ve bayındırlık sektörlerine yönlendirilmiş; kısa vadede tarımsal üretim artışı ve altyapı gelişimi sağlamıştır. Ancak ABD'nin ekonomik danışmanları, yardımların kullanımını denetleyerek Türkiye'nin kalkınma politikalarını etkilemiştir.

İktidarda Kim Vardı?

Marshall Planı'nın kabul edildiği 1947-1948 döneminde ve yardımların yoğunlaştığı 1948-1950 yıllarında iktidarda **Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı. Başbakan **Hasan Ali Yücel** ve **Şemsettin Günaltay gibi isimler görev yapmış; Cumhurbaşkanı İsmet İnönü idi. Yardımların başlangıcı CHP iktidarında gerçekleşmiş, 1950 seçimleriyle Demokrat Parti (DP) iktidara gelmiştir.

Türkiye’ye Olumsuz Etkileri Ne Oldu?
Yardımlar kısa vadede ekonomik rahatlama sağlasa da uzun vadede şu olumsuz etkilere yol açmıştır:

- Sanayi yatırımlarının terk edilmesi: ABD danışmanlarının önerisiyle sanayi yerine tarıma öncelik verilmiş, yerli sanayi gelişimi duraklamış ve geri kalmıştır.

- Dışa bağımlılığın artması: Hazır ithalat (gıda, makine) yerli üretimi baltalamış, döviz rezervleri hızla erimiş ve ithalat patlaması yaşanmıştır. Bu, 1950'lerde ekonomik kriz, enflasyon ve devalüasyona (1958'de 1 USD = 9 TL) neden olmuştur.

- Siyasi ve askeri bağımlılık: Yardımlar karşılığında Türkiye NATO'ya (1952) entegre olmuş, Batı bloğuna sıkı bağlanmış; ulusal kalkınma politikaları ABD çıkarlarına göre şekillendirilmiştir.

- Teknolojik kayıp: Savunma sanayii gibi stratejik alanlarda bağımlılık artmış, yerli kapasite zayıflamıştır.

Hangi Sektörler ve Fabrikalar Bu Yardımlar Yüzünden Kapandı?

Yardımlar, ABD'nin liberal ekonomi modelini dayatmasıyla yerli sanayi rekabet edememiş; özellikle savunma ve ağır sanayi etkilenmiştir. Öne çıkan örnekler:

- Sektörler: Sanayi (özellikle ağır sanayi ve makine), savunma sanayii.

- Fabrikalar:

- Kayseri Uçak Fabrikası (THK Uçak Fabrikası): 1926'da kurulan tesis, 1940'ların sonunda ABD baskısıyla kapatılmış; "daha iyi uçaklar verilecek" vaadiyle yerli üretim terk edilmiştir.

- Gölcük Tersanesi ve diğer savunma tesisleri: Benzer şekilde, gemi ve uçak üretiminde dışa bağımlılık nedeniyle küçültülmüş veya kapatılmıştır.
Bu kapatmalar, Beş Yıllık Sanayi Planı'nı (1930'lar) baltalamış; sanayi sektörü genelinde yatırımlar %50'den fazla azalmıştır.

Türkiye Hangi Sektörlerde Dışa Bağımlı Hale Geldi?
Yardımlar, tarıma odaklanarak sanayi ve savunmayı ihmal etmiş; şu sektörlerde kalıcı dışa bağımlılık yaratmıştır:

- Savunma sanayii: Uçak, gemi ve silah üretiminde ABD'ye bağımlılık (örneğin, NATO standartları nedeniyle yerli üretim durmuş).

- Tarım girdileri: Kimyasal gübre, tohum ve makine ithalatı artmış; süt tozu, margarin gibi hazır gıdalar yerli hayvancılığı baltalamış.

- Makine ve ağır sanayi: Endüstriyel ekipman, demiryolu yerine karayolu araçları ithalatı (ABD'nin isteğiyle demiryolu yatırımları durdurulmuş).

- Enerji ve madencilik: Kömür, petrol ürünleri ve maden ekipmanlarında ithalata yönelim; yardımların yetersiz kalmasıyla döviz açığı büyümüş.
Bu bağımlılık, 1950'lerde ithalatın %300 artmasına ve ekonomik krizlere zemin hazırlamıştır.

10/11/2025

“Benim naçizane vücudum elbet bir gün toprak olacaktır.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet oayidar kalacaktır!”
M.Kemal ATATÜRK
Son başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK’ü saygı ve minnetle anıyoruz.

ŞEHİT MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN
10 KASIM 2006 TARİHİNDEKİ MESAJI:

………………………………………………………………….

Oysa içeride bir kısım insanlar, O’nu Batı hayranı olarak tanıtarak halkından soğutma gayreti içindeyken, kendi içimizden bir kesim de, Atatürk’ü hiç okumadan, bu propagandaların etkisi altına girmiş ve Atatürk’ü kendi değerlerimize yabancılaşmakla suçlamıştı.

Bunda, Cumhuriyet yönetimini içene sindiremeyen, aşırı tutucu Müslüman-Arap dünyasının ülkemizdeki propagandalarının da etkisi olduğu açıktır.

Biz ülkücülerin de, doğal milli liderimiz olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında olumsuz propagandalara ve gelişmelere seyirci kalmakla hata yaptığımızı itiraf etmek isterim.

Gençlerimizi önce komünizm ve kapitalizm tehlikesi hakkında eğitirken, milliyetçi saydığımız yazar ve mütefekkirlerin görüşlerine sarılıp, Atatürk’ü sağlıklı olarak öğretip, inceletmediğimiz kanaatindeyim.

Bugün İslam dünyasının içerisinde bulunduğu acıklı durum, Yüce Atatürk’ün ne kadar uzak görüşlü olduğunu,

Bugünleri o zamandan görebildiğini göstermektedir.

Devletin temellerini Cumhuriyet üzerine inşa etmesi laik ve üniter devlet yapısını yerleştirmesi sayesinde ülkemiz, tüm zorluklar ve yanlış yönetimlere rağmen, her türlü tehlikeye karşı göğüs gerebilen bir dünya devleti halinde varlığını devam ettirebilmektedir.

Toplum önderleri olarak bizler, kolaycı ve saptırılmış slogan Atatürkçülüğü yerine, O’nun çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren yeşermeye başlayan sağlam ve milli karakterini,
devlet adamlığını ve ülkülerin dayandığı milli temelleri inceleyip, gençlerimize doğru olarak aktarmak zorundayız.

Atatürk’ü doğru anlayarak yetişen gençlerimizin dünyadaki her türlü yarışta, onurla mücadele edip, başarılı olacağına inanıyoruz.

Atatürk’ü doğru anlayan devlet adamı ve siyasetçilerin ülkemizi emperyalist ülkelerin pençesine terk etmeyeceğini,

Dış mihraklarla içli dışlı olmayacağını da vurgulamak isterim.

Atatürk çizgisinden sapan yöneticilerin, bugün ülkemizi tehlikeli maceralara ittiğini, ülkemizin çıkarlarını kendi çıkarları uğruna heba ettiklerini de üzülerek görmekteyiz.

Bu türden siyasilerle yaptığımız mücadelemizin temel fikri dayanağı, elbette Atatürk’ün manda ve himaye kabul etmeyen tam bağımsızlık kavramında saklıdır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 68. yıldönümünde rahmet ve minnetle anarken, bir kere daha ifade etmek istiyorum ki; iktidarda bulunanlar gaflet, dalalet ve hatta ihanet içinde bulunsalar dahi millet olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesiyle ve milletiyle bütünlüğünü korumak, milletimizin şerefini müdafaa etmek ve Türk Milletinin her türlü emperyalizme karşı direncini sağlamak ve milletçe onurlu bir şekilde devletiyle birlikte ebed müddet yaşamasını temin etmek bizim görevimiz olacaktır.

Tanrı dağlarından Alp dağlarına Tamga'ların göçü. Kadim Türkler buradaydı ...İsviçre Alp dağları eteklerinde bir kayada ...
23/10/2025

Tanrı dağlarından Alp dağlarına Tamga'ların göçü. Kadim Türkler buradaydı ...
İsviçre Alp dağları eteklerinde bir kayada tespit ettiğim geyik tamgası. Bu bölgede Atilla Han'ın kaldığını önceki yazılarımdada ispatları ile belirtmiştim. Dün tespit ettiğim tamgayı, (otağı uçmak olsun) servet somumcuoğlu hocamızın kitabındaki ankara güdülde bulmuş olduğu geyik tamgaları ile karşılaştırdık ve bire bir aynı olduğunu gördük. Ayrıca yine Tanrı dağları saymalı taş tada aynı ve benzeri geyik tamgaları tespit etmişti.Bunu dünkü canlı videoda yayında paylaşmıştım. Bize düşen gizli kalmış Türk tarihini ve töresini yeniden ortaya çıkarmak ve anlatmak. Tabiki bu Sırrı bilinçli olmayana vermeden yapmak zorundayız .!!!

Kadim Türklerin 3 önemli ongunu vardı bunlar; bozkurt, kartal yada kuzgun ve geyik .
Türkler, tarih boyunca geniş bir coğrafyada etkin bir rol oynamıştır. Yüzyıllar boyunca birçok milletle kültür alışverişinde bulunarak çok büyük bir kültürel zenginliğe sahip olmuşlardır. Bu zenginliğin içinde hayvan sembolizmi ise önemli bir yer tutmaktadır. Geyik, ön Türk toplumlardan günümüze değin Türklerin ve çevre kavimlerin en sık kullanılan mitolojik öğelerinden birisidir. Çin kültüründeki Ying-Yang zıtlığında olduğu gibi Türklerde de Yer-Gök kavramları mitolojinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Hem yer hem de gök tanrısına hizmet eden geyikler, her iki taraf için de kritik bir figürdür. Aynı zamanda tanrısal kabul edilerek kutsal sayılmıştır. Çoğu zaman iyi vasıflı, merhametli, iyi kimselere yol gösteren ve yardım eden bir mitolojik öğe olarak bilindiğinden dolayı zaman zaman hanedanla ve özellikle de hükümdarlarla ilişkilendirilmiştir. İslam öncesinde ve İslam sonrasında da bazı özellikleri değişse bile kültürümüzdeki yerini ve önemini hiçbir zaman yitirmemiştir. Türk sanatının hemen her döneminde geyik figürünü sıkça görmek mümkündür. Geyik, konar göçer hayatı yaşanan Orta Asya’da olduğu gibi yerleşik düzene geçilen Anadolu, ve avrupa coğrafyasında da en çok işlenen Türk simgelerindenden biri olmuştur.
☪︎ ЋץҐИ ☪︎
Süleyman Efe KOCAZEYBEK 🇹🇷🇦🇿🇺🇿🇹🇲🇰🇬🇰🇿🇭🇺

15. Yüzyılın Orta Asya ve Ortadoğu Haritası: Türk Yurtları ve İmparatorluklar 15. yüzyıl, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalar...
11/10/2025

15. Yüzyılın Orta Asya ve Ortadoğu Haritası: Türk Yurtları ve İmparatorluklar

15. yüzyıl, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birleştiği geniş bir coğrafyada Türk devletlerinin zirve dönemlerini yaşadığı, etkili ve güçlü imparatorlukların hâkimiyet kurduğu bir dönemi temsil eder. Bu dönemde Osmanlı, Altın Orda, Timur İmparatorluğu, Delhi Sultanlığı gibi büyük Türk devletlerinin yanı sıra, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Karamanoğulları ve Memlükler gibi bölgesel beylikler de bu coğrafyada hüküm sürmekteydi. Bu yazıda, 15. yüzyılda Türklerin kurduğu ve etkili olduğu devletleri ve bu devletlerin önemini inceleyeceğiz.

Osmanlı İmparatorluğu

Osmanlı Devleti, 13. yüzyılda Anadolu’da küçük bir beylik olarak ortaya çıkmış, 15. yüzyıla gelindiğinde Balkanlar ve Anadolu’nun büyük bir kısmını fethederek bölgesel bir güç haline gelmiştir. 1453 yılında İstanbul’un fethiyle Bizans İmparatorluğu’na son vermiş olan Osmanlılar, kendilerini Doğu Roma’nın varisi olarak görmüş ve hem Avrupa’da hem de Asya’da etkilerini arttırmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu, bu dönemde sadece bir askerî güç değil, aynı zamanda kültürel ve ekonomik bir merkez haline gelmiştir.

Memlükler

Mısır merkezli Memlük Sultanlığı, 1250 yılında kurulmuş ve Orta Doğu’da önemli bir güç olarak 15. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür. Memlükler, özellikle Haçlı seferlerine ve Moğol istilalarına karşı koyarak İslam dünyasının savunucusu olmuşlardır. Osmanlı ile olan ilişkileri de bu dönemde önem taşımış, 16. yüzyılda Osmanlılar tarafından fethedilene kadar bölgedeki etkinliklerini korumuşlardır.

Timur İmparatorluğu

Timur, 14. yüzyılın sonlarında Orta Asya’da güçlü bir imparatorluk kurmuş, 15. yüzyıl boyunca bu imparatorluk geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Timur İmparatorluğu, Moğol İmparatorluğu’nun mirasını devralarak İran, Mezopotamya, Kafkasya, Hindistan ve Anadolu’ya kadar olan bölgelerde hüküm sürmüştür. Timur, hem askeri zaferleri hem de kültürel çalışmaları destekleyen yönetimiyle dikkat çekmiştir. Timur’un ardından gelen hanedanlar, özellikle kültürel gelişmeye katkı sağlamış ve Timur İmparatorluğu’nun mirasını sürdürmüştür.

Altın Ordusu Devleti

13. yüzyılda Moğol İmparatorluğu’nun bir parçası olarak kurulan Altın Orda, 15. yüzyılda güçlü bir Türk-Moğol devleti haline gelmiştir. Kuzey Avrasya’nın büyük bir bölümünde hüküm süren Altın Orda, Doğu Avrupa’da geniş bir etki alanına sahipti ve Moskova Knezliği gibi devletleri vergiye bağlamıştı. Ancak iç karışıklıklar ve Timur’un istilaları Altın Orda’nın zayıflamasına neden olmuş, bu da bölgedeki Rus devletlerinin güçlenmesine zemin hazırlamıştır.

Delhi Sultanlığı

Delhi Sultanlığı, 13. yüzyıldan itibaren Hindistan’da Müslüman bir yönetim olarak kurulmuş ve 15. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür. Türk kökenli yönetici sınıf tarafından yönetilen Delhi Sultanlığı, Hindistan’daki Müslüman kültürün ve İslam’ın yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu dönem, aynı zamanda Hindistan’ın İslam mimarisi ve kültürüyle tanıştığı bir süreç olarak da dikkat çeker.

Doğu ve Batı Çağatay Hanlıkları

Çağatay Hanlığı, Moğol İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra Orta Asya’da ortaya çıkan önemli bir devlettir. Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılan hanlık, 15. yüzyıl boyunca Orta Asya’nın büyük bir bölümünde hüküm sürmüştür. Çağatay Hanlıkları, İslam kültürünün ve Moğol geleneklerinin bir sentezi olarak Orta Asya’nın kültürel yapısına önemli katkılar sağlamıştır.

Anadolu Beylikleri: Karamanoğulları, Ramazanoğulları, Dulkadiroğulları

Osmanlı Devleti’nin Anadolu’daki hakimiyeti artarken, Karamanoğulları, Ramazanoğulları ve Dulkadiroğulları gibi beylikler de bu dönemde varlık göstermiştir. Bu beylikler, Osmanlılar ile hem savaş hem de diplomatik ilişkiler içerisinde olmuş, Anadolu’da Türk kültürünü yaşatmışlardır. 15. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti bu beylikleri kendisine bağlayarak Anadolu’daki siyasi birliği sağlamıştır.

Diğer Türk Yurtları: Sibir Hanlığı, Hakaslar, Yakutlar, Yarkent

15. yüzyılın Orta Asya coğrafyasında, Sibirya ve çevresinde farklı Türk hanlıkları ve boyları hüküm sürmekteydi. Sibir Hanlığı ve Hakaslar, Kuzey Asya’da varlık gösterirken, Yarkent Hanlığı Doğu Türkistan’da etkin bir güçtü. Bu hanlıklar ve topluluklar, yerel halklar üzerinde etkili olmuş ve bu geniş coğrafyada Türk kültürünün izlerini taşımışlardır.

Sonuç

15. yüzyılın ortalarında Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesiştiği geniş bir alanda Türk kökenli devletler ve hanlıklar hâkimdi. Osmanlı İmparatorluğu, Timur İmparatorluğu, Altın Orda ve Delhi Sultanlığı gibi büyük güçlerin yanı sıra, Anadolu ve Orta Asya’da birçok beylik ve hanlık bulunmaktaydı. Bu Türk devletleri, siyasi, kültürel ve askerî alanlarda etkili olmuş, eski dünyanın kalbinde geniş bir medeniyet oluşturmuşlardır. Bu dönemin mirası, günümüzde hâlâ Türk kültürü ve tarihine yön vermektedir.

Eğer bu yazıyı beğendiyseniz, lütfen sayfamızı takip edin ve yıldız göndererek destekleyin! ✨ Unutmayın, "Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir!" Bilimin ışığında daha fazla içerik için bizi izlemeye devam edin!

hayranlar

11/10/2025

LÜTFEN BU YAZIYI OKUYUN, OKUTUN, ARŞİVLEYİN...

"Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda çıkan kemiklerin DNA analizleri şaşırtıcı gerçekleri ortaya koyuyor.

Herodot tarihi der ki;

M.Ö.625 yılında Zile yakınlarında Pers ordusu bir hile ile Saka/iskit ordusunu (Alper Tunga'yı) yenene kadar tüm Anadolu'ya Saka'lar hakimdi.

Saka'lar MÖ. 5. Yy.da Altından elbise yaparken, o tarihte ne Rus vardı, ne Alman ne de Fransız vardı.

Biraz daha geriye gidelim...

Sümerlere (yani orta Asyalı Kengerler)

Turukku'ya, "Türk" Turku krallığına gidelim...

Çünkü Anadolu medeniyetini kuranların eski Yunan Medeniyeti olduğu tezi bize yıllardır yutturulmuştu ya. Biraz öfkeliyiz bu tarihi yalanlara karşı!

Işte, şimdilerde dünya çapında Arkeoloji Profesörleri topraktan çıkardıkları kemiklerin DNA'larıyla o yöredeki köylülerin DNA'larını karşılaşınca şok geçiriyorlar çünkü DNA'ları yüzde 97 uyumlu.

Örneğin;

Antik Burdur -İsparta tarihi Ağlasun kazılarından...

Burdur ve Isparta'da ki SAGALASSOS uygarlığı da Ön-Türk uygarlığı çıktı.

Belçika LEUVEN Katolik üniversitesinden Prof. Dr. Matc WAELKENS, Ağlasun kasabasında yaptığı kazılar esnasında ortaya çıkan kemiklerin DNA’sını köylülerle karşılaştırınca şok oldu. Toprak altından çıkan 6-8 bin yıl öncesinin kemikleriyle çalıştırdığı işçi-köylülerin DNA'sı yüzde 97 aynı çıktı) yani onlar da Ön-Türklerin bir kolu olan SAGALASSOS çıktı.

Frigya'sı da böyle Yazılıtaş'ı böyle,

Urartu'su da böyle Hitit' i de böyle...

Eskiden Batılı Arkeologlar buluntuları çalıp çırpıp ülkelerine kaçırıp, Anadolu tarihini uyduruk Helen diye bize kakalasalar da bizimkiler de aksini ispat etmeyi başarıyor hele şükür...

buna bir örnek de Assos;

Assos'u kuranlar da Ön-Türklerin bir kolu Lelegler ve Pelasglar çıktı....

Ey Atatürk sen ne büyük adam çıkıyorsun her geçen gün böyle...

Teee Alacahöyük kazılarını yaptırdığında bunları söylemiştin, sana inanmayanlar utansın!

Kemalist tarih tezi diye küçümseyip kenara atılan "Türk Tarih Tezinin Ana Hatları" kitabını okullardan kaldırtanlar utansın!...

Anadolu uygarlığını eski Yunan'ın kurduğu tezi bize yutturuldu demiştik!

Oysa Helenlerin bile 3/4'ü Ön-Türk çıktı.

Ön-Türk Pelasglar ile Kuzey Batı Avrupa topluluğu olan Dorların karışımından oluşmuş Helenler.

Daha sonra da bu karışıma diğer Ön-Türk halkları Traklar ve Mekadonlar eklenmişti.

Sırada ne var?

Tabi ki Göbeklitepe Ön-Türk uygarlığıyla, Turukku Krallığı ve yine Urumiye deki Urmu teorisini de halkımıza öğreteceğiz..

S.N Kramer ile Prof. Osman Turan hoca,

Sümerce 'deki 950 kelimenin kökeni Türkçedir dedi ve batıda ki diaspora tarihçileri sus pus oldular....

Ahh bu kelimeler Türkçe değilde, örneğin; Yunanca yada Ermenice çıksaydıııı....

o zaman dünyayı ayağa kaldırırlardı...

Anladınız sebebini de değil mi?...

Sonuç:

Bugün Hun/Macarlardan,

Almanlara, İtalyanlardan (Etruksler=Ön-Türklerin bir kolu), İspanyol'a, hatta İngiliz ve İskoçlara kadar neredeyse tüm batı tarihini Sakalara /İskitlere bağlama telaşında...

Hemen hepsi köklerini Azerbaycan'ın Gobulistanına, Albania'sina, Gabanasına ve daha kuzeyine bağlamaya başladı...

çünkü biraz geri gidince tarihleri kökleri olmadığını öğrendiler.

Antik Yunan tanrılarının bile Mısırdan çalıntı olduğunu öğrendiler.(bunu ilk kez Herodot da demişti ama her ne hikmetse unutmuslardı...)

Batı artık "Kara Atena" yı yazdı...

tarihi ile yüzleşip köklerini Türklere bağlıyor....

Bu aslında iyi bir şeydir, ticari açıdan da tarihi bir firsat olabilir. İş bilenin demiş atalarımiz...

Artık Türklüğümüzle Atatürk gibi gurur duyabileceğiz, tabi Atalar kültüne inanan bizim gibi köklü hissiyatı olanlar duyacak... "

Bahtiyar Aydın

27/09/2025

Türklük kaderdir, din seçim….

Sene 1990... Dağlık Karabağ savaşının Akdam Cephesi'nde Azerbaycan milis teşkilatı lideri Katır Mehmet’le birlikteyiz. Türkiye'den gelen bazı Ülkücüler yeni şehid oldular, onların üzüntüsü var içimizde... Ermeniler Kızıl Ordu generallerine rüşvet vermişler, bölgedeki Rus tank birliği bizim bulunduğumuz bölgeyi cehenneme çeviriyor.

Birden, aralarından iki tanesi koptu, üzerimize doğru geliyor. İlerleyen yıllarda şehitlik mertebesine ulaşan Mehmet ile göz göze geldik. Belli ki tanklardan kurtuluşumuz yok! Aynı anda kelime-i şehadet getirdiğimizi hatırlıyorum.

Fakat iki tank tam bulunduğumuz yere geldiklerinde birden namlularını karşı tarafa çevirip ateşe başlayınca şaşırdık. İşte o anda, tankların telsiz antenlerine takılı, mavi zemin üzerine BOZKURT işareti olan Gagavuz bayrağını gördük. Daha sonra tanktan inip yanımıza gelen Gagavuz asıllı teğmenin şu sözleri benim açımdan "özel tarih" tir.

"Şu Ruslara bak! Parayı almışlar, bize Türk kardeşlerimize ateş emri verdiler. Biz de isyan edip buraya geldik. Şimdi durumlar eşittir, merak etmeyin"

Gagavuzlar Ortodoks Hristiyan. Tıpkı Ermeniler ve Ruslar gibi. Azerbaycan Türkleri ise Müslüman...

Hristiyan Gagavuz, din kardeşini çiğneyip kan kardeşinin yanında duruyor...

Kaynak: Ardan Zentürk'ün Savaş Anılarından)

Türk Tarihinin en önemli kitaplarından biri..Divan-ı Lügat-üt Türk…..Kalkarlı Mahmut tarafından Türkçe’nin zenginliğini ...
25/09/2025

Türk Tarihinin en önemli kitaplarından biri..
Divan-ı Lügat-üt Türk…..
Kalkarlı Mahmut tarafından Türkçe’nin zenginliğini göstermek için yazılmıştır.

GÜNAYDIN UYANINCA OKUR PAYLAŞIRSINIZ BELKİ ABDULHAMİT İN OSMANLI TORUNLARI DA OKUR. REJİ" ŞİRKETİNİN SİLAHLİ KOLCULARI ;...
01/03/2025

GÜNAYDIN UYANINCA OKUR PAYLAŞIRSINIZ BELKİ ABDULHAMİT İN OSMANLI TORUNLARI DA OKUR. REJİ" ŞİRKETİNİN SİLAHLİ KOLCULARI ;

Bizim Çökertmeli Halil'i Neden Vurdular ?.

Abdülhamid zamanında devlet büyük borçlara batmıştı..
Sonunda Osmanlı borçlarını ödeyemeyeceğini açıkladı..
Osmanlı ya borç veren Avrupa, bu açıklama üzerine 14 Nisan 1884 günü yabancı sermayeli REJİ ŞİRKETİ’ni faaliyete geçirdi..
Devletin başında, II. Abdülhamid vardı. Şirketin merkezi ise Istanbul üsküdar idi..
*
Avrupa'nın kurduğu Reji şirketinin görevi, üreticilerimizin gelirlerine el koyarak Osmanlının borçlarını tahsil etmekti.
Bu vergileri Devletin memurları değil, Reji’nin adamları toplayacaktı.
Rejinin silahlı korucularının VUR yetkisi vardı.
Bazı kaynaklar Reji kolcularının 20.000’in üzerinde Türk köylüsünü vurarak öldürdüğünü yazar.
*
Bu kolcuların vurduğu köylülerden biri, ünlü çökertmede vurulduğu söylenen tütün kaçakçısı “Halil” idi.
Ne diyordu çökertme ?
“Gidelim gidelim, Çökertme'ye varalım
Kolcular görürse nerelere kaçalım
Teslim olmayalım, yaylım ateş saçalım”
*
Üretici ürettiği tüm tütün, tuz ve alkolü Rejinin belirlediği fiyattan Reji idaresine vermek zorundaydı.
Köylü Reji'den izinsiz kendi içeceği tütünü dahi saklayamazdı.
Misal, köylü kendi içeceği tütünü önce Rejiye 3 kuruşa verir, sonra 10 kuruşa geri alırdı.
Bir köyden başka bir köye izinsiz tütün ve tuz taşımanın cezası çok ağırdı.
*
On yıl boyunca o cepheden bu cepheye koşturarak güç yitiren Türkiye’yi kuranlar, Osmanlının 7 düvele ödediği borcu kıt kaynaklarıyla ödedi.

Mustafa Kemal önderliğindeki genç Türkiye, 1925'te Tütün Rejisini Avrupa'dan satın alıp, tüm hak ve yükümlülüklerini devlete devretti.

YILLAR SONRA TEKEL YABANCILARA SATILDI SATANLARDA BUGÜNÜN ABDULHAMİTÇİ OSMANLI OĞLANLARI.

28/12/2024

Sobanın, şöminenin başında bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

27 ARALIK 1949
BİR MİLLETİN İNTİHARI

27 Aralık 1919, Mustafa Kemal'in Samsundan başlayıp Anadoluda devam ettirdiği Milli mücade ve kurtuluş yürüyüşünü tamamlayıp Ankara ulaştığı gündür.
Artık Milli mücadeleyi, Anadolu'nun ortasından yapacaktır.

Ancak: bundan tam 30 yıl sonra, 27 Aralık 1949 tarihinde, Türkiye ABD ile ikili bir eğitim anlaşması yaparak, Türk Milli eğitimini ABD'ye devretmiştir.
Yapılan anlaşmaya göre, Türkiye'de - Birleşik devletler Eğitim Komisyonu-- adı altında bir komisyon kurulacak ve bu komisyon işbu anlaşmanın hükümleri dairesinde, TC Hükumeti tarafından temin edilecek paralarla finanse edilecektir.
Bu teşekkül, Türkiye Cumhuriyeti ve ABD hükumetleri tarafından tanınacaktır.

Anlaşmada şöyle yazılıydı:
" Komisyon, dördü TC vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. Bunlara ilaveten ABD'nin Türkiye'deki diplomatik heyetinin başı, komisyonun fahri başkanı olacaktır.
Yani bu eğitim komisyonu toplamda 9 kişi, dördü Türk, dördü Amerikalı, ama dokuzuncu kişi, ABD'nin Ankara büyük elçisi olacaktır.
Hal böyle olunca, temeli Cumhuriyetle atılmış Türk milli eğitiminin başına ABD getirildi.
Türk Milli eğitiminin idaresi, ABD' ye devredildi.
İşin bir de istihbarat yönü vardı.
ABD, bu eğitim komisyonu marifetiyle, her alanda örümcek ağı gibi örgütlendi.
Amerika, uzman, araştırmacı, öğretim üyesi adları altında, bu anlaşma ile kurulan "Eğitim Komisyonu" marifetiyle gerekli personeli, bilgi toplamak üzere görevlendirdi.
Türkiye'de kendisine yardım edecek ve işbirliği yapacak, Amerika'da yetiştirilmeye uygun Türk genci, öğretim üyesi ve araştırmacılar buldu.
Bu amaçla, nitelikleri uygun görülüp seçtikleri bazı kişileri, eğitim araştırma, görgü ve bilgilerini arttırmak üzere ABD ye gönderdiler.
Bunlardan Amerika'ya yararlı olacaklar dolgun ücretle orada bırakıldılar. Bir kısmı da Türkiye'ye döndü.
Dönenler iki gruptu.
Birinci grup, Amerikan hayranı ve onların herşeyini benimseyip Amerikanlaşanlar,
ikinci grup ise, birinci gruba girenlerin en kabiliyetlileri olup, gerektiğinde kullanılmak üzere, devletin en önemli yerlerinde görev almaları sağlandı. Bunların bir kısmı da, Türkiye'deki Amerikan yardım kuruluşları, şirketleri ve diğer örgütlerinde görevlendirildi.

Türkiye'deki Amerikan işbirlikçileri böyle oluşturuldu.
Diğer yandan, Türkiye'ye yolladıkları asker ve sivil görevlilerin hepsini, ailesi Türkiye'den kaçmış veya çıkarılmış etnik gruplara mensup -Ermeni ve Rum kökenlilerden - seçtiler.
Bunlar, ikili anlaşmaların Amerika'ya tanıdığı geniş imtiyazlardan yararlanarak, Türkiye'deki bütün gizli faaliyetlerini büyük bir serbesti içinde yaptılar.
Türkiyeyi parçalamak, karıştırmak için yerli ortaklarıyla yerli örgütler kurdular.
İstihbarat, ordu, dış işleri, din işleri, ekonomi ve siyasetin her alanını işgal edip yönettiler.

Yani bir ülke, kendi milli eğitimini, dünyanın en saldırgan, işgalci, soyguncu ülkesine teslim ederse, diğer kurumların kendiliğinden o düşman ülkeye teslim edileceği bellidir.
1980 öncesi gençlik çatışmalarını örgütleyen, yöneten de bu ABD görevlileridir.
Tüm Sağcı milliyetçi gençlerimizi eğitip, sadece sol düşmanı, sadece Sovyet düşmanı, Amerikan menfaatlerine göre siyaset yapan, bunun dışında ülke çıkarlarını korumaktan uzak, militanlar yaptılar.
Solcu gençliğin içine girip önce Sol'u parçalara ayırdılar. Sonra her bir parçayı birbiriyle çatıştırıp, o vatansever gençlere yavaş yavaş Türkiyeye zarar verecek siyasetleri öğrettiler.

Bugün ülkenin her sokağında patlak veren, sistemli Türkiye düşmanı, Rejim düşmanı, Atatürk düşmanı, Türkçe düşmanı sahte dinci cemaat örgütlenmeleri, ABD'nin İsrail ile beraber kurup yürüttükleri temeli 1949' lara dayanan çalışmaların ürünüdür.

Bunlar yaşanırken, tüm siyasi partilerimiz seyretti.
Çünkü hepsi ABD kontrolüne geçmişti.
1945 lerden sonra, ABD ile askeri, iktisadi, siyasi başka anlaşmalarda yapıldı ama Türkiyeye en kalıcı zararı bu 27 Aralık 1949 eğitim anlaşması verdi.

Ben bu anlaşmanın yürürlükten kalktığını sanıyordum. Geçen gün değerli yazar, Cengiz Özakıncı anlattı, bu anlaşma şu anda hala yürürlükteymiş.
Bugünkü aptallaştırılmış, robotlaştırılmış, cahilleştirilmiş kitlelerimiz işte bu eğitimler yüzünden planlı olarak aptallaştırılıp cahilleştirdi.
Ama bir tek siyasetçinin, aydının bunları konuştuğunu duydunuz mu?
Her gün önemsiz boş konularla arsızca atışıp gününüzü doldurmaları, ülkenin bu asıl çok büyük sorunlarını gizlemek içindir.
Kendisini milliyetçi, halkçı, Atatürkçü ve samimi dindar sayan tüm yurttaşlarıma duyurulur.

KENAN ÖZEK

15/11/2024

TÜRK LAİKLİĞİNİ MATURİDİ İLE SAVUNMAK
Çoğumuz biliriz, öyle öğretmişlerdir, deriz ki: “Amelde mezhep imamımız İmam-ı Âzâm Ebu Hanife’dir, itikatta İmam Matûrîdi”.

“Peki kim bu Matûrîdi, nedir bu Matûrîdilik?” diye sormayınız boşuna; hacısı, hocası da dahil, üç beş cümle edemez çoğu. Kem-küm... O kadar... Merak edip araştırmazlar, okumazlar da.

İlahiyatçı, İslam Tarihi ve İslam Mezhepleri Tarihi uzmanı Ahmet Vehbi Ecer’in mükemmel bir Matûrîdi incelemesi var. Yesevi Yayıncılık tarafından kitap haline getirilen bu incelemeden ilginç bölümler aktaracağım önce. Yargımız, son tahlilimiz, iletimiz ondan sonra olacak.

- Matûrîdi’ye göre din ve şeriat ayrıdır.
“Din’de nasih-mensuh cereyan etmez, ama şeriatlarda nesh yani hükümsüz kılma mümkündür”. Yani Kur’an-ı Kerim’in ibadet, iman ve ahlâk ayetleri dışındaki, muamelat (ticaret, borçlanma, miras...), münakehat (evlenme-nikâh) ve ukubat (ceza) hükümleri çağın gereklerine ya da maslahata (kamu yararına) göre hükümden düşürülebilir ya da hükmü başka bir zamana ertelenebilir.

Matûrîdi diyor ki: “Şeriat din olsaydı, her bir Müslüman hemen bütün davranışlarında dinini değiştiren konumuna düşerdi. (...) Din’in kaynağı akıl, şeriatın kaynağı ise duyma-işitme (nakildir).

- Amel imana dahil değildir. İman etmek mutlaka ibadet etmeyi gerektirmez.

- Anadilde ibadet olabilir. Allah sözcüğünün başka dildeki karşılıkları (Tanrı, Çalap, Hüda) kullanılabilir.

- Matûrîdi’nin tefsir yöntemi, ayeti ayetle yorumlama ve nüzul (indirilme) sebeplerine yer vermedir. Dinî problemlere felsefi açıdan da yaklaşır. Bilime ve deneye önem verir.

- Türk Müslümanlığı’na damgasını vuran akımlar:
Matûrîdilik, Hanefilik, Yesevilik.

Türkler İslam dinini bir kabile dini olmaktan çıkardılar. Matûridi’yi tanımak ve tanıtmak Türk kültürüne hizmettir.

- Tarikatlara Matûridi mesafelidir, bilgi kaynaklarına kuşkuyla bakar.

- Osmanlı’nın, Eş’ariliği benimseyerek, Mâtûrîdi’ye sırt çevirip medrese programlarında yer vermemesinin sonuçları vahim olmuştur. Matûrîdi’nin eserleri Eş’ari’ninkilerden üstündür. Eş’ari Arap olduğu için öne çıkarıldı. Matûrîdi, Türk olduğu için görmezlikten gelindi. Bunda Gazzali’nin parmağı ve etkisi var. Gazali de Eş’ariye Mezhebi’ndendir. Said-i Nursî de öyle. Onun eserleri Türkler arasında Hanefi-Matûrîdi kimliğini zayıflattı.

Evet...
Ne diyordu bizim İslamcıların pek sevdiği Olivier Roy adlı o kefere: ”İslam ülkesinde laiklik olmaz, siz şeriata dönün, şeriat+elektrik (yani teknolojik ve sınai gelişme) sizi dünya devi yapar “.

Ne diyordu Heiner Bilefeldt adlı o teolog Alman: İslam ülkelerinde (yani Türkiye’de) laiklik olmaz, siz şeriata dönün, inanca saygılı laiklik Almanya’da var, bu laiklik sizi, bize entegre edecek”.

Ne diyordu, şimdi ülkemize gelerek laiklik vurguları yapmaya çalışan Hillary Clinton’ın kocası Billy: “Hilafet gereklidir. Türkiye’nin Hilafeti kaldırması yanlış olmuştur’.

Bunların içerideki işbirlikçileri, Selefî-Milli Görüş çizgisinden ve Said-i Nursi Eş’ariliği’nden AB ve ABD muhipliğine doğru ” değişerek gelişen. “ kesim ve kişilerdir.

Türk laikliğini silmek ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni köklerinden koparıp bir Batı sömürgesi etmek isteyen zihniyetlerdir bunlar. Demokratik yollarla, fikri alanda bunlarla mücadele edecek gerçek Türk milliyetçilerinin, en büyük dayanağı İmam Matûridi olacaktır.

Cazim Gürbüz

Adresse

Wissemborg
67160

Site Web

Notifications

Soyez le premier à savoir et laissez-nous vous envoyer un courriel lorsque Orta Asya'dan bu güne Türk'ler publie des nouvelles et des promotions. Votre adresse e-mail ne sera pas utilisée à d'autres fins, et vous pouvez vous désabonner à tout moment.

Contacter Le Musée

Envoyer un message à Orta Asya'dan bu güne Türk'ler:

Partager